the phoenix alive

monarchy şarkısı.



ı fell between the lines made you surrender
the promise at the start just got lost on the way
hell eternity gaze at the splendor
give up all these simple games that we hold on to
now our victory march is struck with charm
i can bear the tears upon my arm
now our victory march is struck with charm
we can keep the spirits safe from harm

rise from the ash in pub
the feeling's alive
the feeling's alive
turn backs to constellations
the stars in our eyes
the stars in our eyes

we tore ourselves apart only indifference
we write the empty lines of the illusions we had
we plead ten million times to aid the persistence
this will be our last chance that we'll hold on to
now our victory march is struck with charm
ı can bear the tears upon my arm
now our victory march is struck with charm
we can keep the spirits safe from harm

rise from the ash in pub
the feeling's alive
the feeling's alive
turn backs to constellations
the stars in our eyes
the stars in our eyes

cok geceler bekledim

bestesi baki duyarlar'a, güftesi müzehher yurdak'a ait hicaz eser.
müzeyyen senar'dan dinlenmelidir, altınbaş bulunursa açılmalıdır.

ben kadinlar icin giyinir erkekler icin soyunurum

burada mae west ne demeye çalışmış?

kadınların, sadece diğer kadınlardan daha güzel görünebilmek, daha şık olmak için giyindiklerine ve bunun oldukça önemli bir rekabet olduğuna parmak basmıştır.
kadının erkek için giyinmiş olmasının saçma olduğunu söylemiştir. çünkü hangi erkek bir kadının çırçıplak olmasını elinin tersiyle itip giyinik olmasını tercih etmiştir ki? diye sorgulamıştır.

biz kavusamayiz

bülent ecevit'e aittir sözleri:


ne ben sorayım seni
ne sen beni sor
soyunmuş seslerimiz tenden
ufukta bir aşk örüyor

ses olmuş bütün duygular
yaklaşır dalga dalga zamansız
kavuşsa da seslerimiz birbirine
biz kavuşamayız

10 derste sairlik

1. her şeye şaşarak bakacaksın

2. taştaki çınlayan sessizliği
duymayı bileceksin

3. otobüste çocuklara yer vereceksin

4. arada bir gül alacaksın

5. yağmurda şemsiyeni açmayacak kadar
doğaya tutkun olacaksın

6. insanları seveceksin
öyle ki katili bile anlayacaksın

7. kedileri, köpekleri, kuşları da seveceksin

8. acı çekeceksin

9. acı çekeceksin

10. ve acı çekeceksin

<bkz: ismail uyaroğlu>

bildircin yagmuru

zeki müren'in kendi sesinden şiirlerinin dinlenebileceği güzel bir albüm.

içindekiler:

1- alfabem 23'e indi
2- iskeleler
3- bursa sokağında vurdular
4- alın yazım
5- simidimde susamdın
6- tek kişilik din
7- avucundaki dua
8- suları taşladım
9- bulutlardan gelen ses
10- vişne lekesi
11- ciğan çocukları
12- aradığım dünya
13- rakımda buz parçasısın
14- ekvator tesbihim
15- kaderim
16- pranga
17- kara rıhtım
18- hani
19- seni istiyorum
20- ölmek istiyorum
21- gözümden öpme
22- kazancı yokuşu
23- yıllar
24- ham meyva (anonim)

simidimde susamdin

bir zeki müren şiiri.
<bkz: bıldırcın yağmuru>


simitle susam, birbirinden ayrılmayan iki şey gibi geldi bana
ve yılar önce, yepyeni bir duyguya kapılarak bu iki nesneyi birleşik olarak düşündüm.
aslında tabi, gaye yine aşk...

simidimde susamdın...

yıldızları gökyüzünde sever aşıklar
ben, hepsi düşsünler isterim, tek tek...
muradım seni dilemek...

ağaçlar hiç çiçeklenmesin
tüm aylar şubat olsun
sen yağmuru severdin
bana ıslak bir günde neler verdin...

"rüzgarlar göz pınarlarımda buz
kış aşk mevsimidir" derdin
hırçın geceler kollarımda titrerdin

simidimde susamdın sabahları
çayımda şeker gün doğarken
dön ne olur, henüz erken...

katıksız ekmek boğazımda düğüm
çayı buruk içiyorum
o, bana vadettiğin gün var ya,
o gün, sen gelsen de ölüversem diyorum..

yıldızları gökyüzünde sever aşıklar
ben, hepsi düşsünler isterim, tek tek...
muradım seni dilemek...

cliquot

beirut'un the flying club cup albümünden bir parça.

"what melody will lead my lover from his bed?
what melody will see him in my arms again?"
kısmı bile, şarkıyı defalarca dinleyip dile dolamaya yeterli bir nedendir.

chris martin

coldplay'in vokalisti olan sarışın adam.
piyano da çalar, amuda da kalkar, çocuk da yapar ...

sevdiceğine çok güzel yalvarır bu adam...
"honey you should know i could never go on without you"

acımasızın tekidir ayrıca...
sizin unutmaya çalıştıklarınızı, derinlerinize gömdüklerinizi su yüzüne çıkarır. çıkarmakla kalmaz üstüne her şeyin yoluna gireceğini, her şeyi yoluna sokacağını söyleyen buna inandıran, daha sonra da bulutların üstüne götürürken sizin elinizi bırakıverendir.
neymiş... ışıklar bizi götürüp yatağımıza yatıracakmış sütümüzü içirecekmiş.
hani sen yapacaktın?..

"when you love someone but it goes to waste
could it be worse?"

http://www.tomsheehan.co.uk/...images/chris_martin.jpg

durakta bir kiz

metin demirtaş'ın bir şiiri.


durakta bir kız
durgun gözlerinin mavisi
kuşlar uçar savursa saçlarını
dalgın göğe baksa bulutlar
ve üzgün güz ayları
gülümsese
birden ilkyaz
ben bu sevinci alırım
eğilip usulca bir gelinciğin dalından
güneşli kırları, ormanları yürürüm
soluğum ısıtır toprağı
otları büyütürüm

sise cevirmece

bir adet pet su şişesi alınır. etrafa arkadaşlar oturtulur.
şişe çevrilir.
anlaşmaya göre şişenin başı ya da sonu (anlaşmaya bağlıdır bu kısmı) kime dönükse o kişi, diğer taraftakine doğruluk mu cesaret mi diye soru sorar ve birini seçmesi beklenir.
doğruluk seçeneğini seçerse, arkadaşlarla el birliğiyle hazırlanan "kazık" bir soru sorulur. genelde bu sorular "kimi seviyorsun/çıkıyorsun", "aramızdaki / sınıftaki / okuldaki en güzel kız / en yakışıklı erkek kim?" tarzı sorulardır, dedikoduya mahal verircesinedir.
açıklanır kimi sır..

cesaret seçeneği seçilirse eğer, cesareti seçtiğinden bin pişman etmesini sağlamak üzere zor ya da utandırıcı şeyler yapması istenir. pişman olsun istenir, çünkü doğruluğu seçip onlara sırlarını açıklamakla yükümlüdür arkadaşlarınca... yapması istenenler "çık dışarı ben eşeğim diye bağır"dan tutun da "yoldan geçene ilk dişiye/ere çıkma teklif et"lere kadar geniş bir yelpazededir.

en güzeli, sağlıklısı bu oyunu oynamamak oynayanlardan hızla "uçarcasına kaçmak"tır.
çünkü ellerinden bir uçan bir de kaçan kurtulur böylelerinin..

dansa davet

çocuk oyunudur, ama taze ergenlerin de oynadığı kulağımıza gelen fısıltılar arasındadır.

n kadar kıza karşılık n kadar erkekle oynanır.
n+1'de kalan kişi oyuna alınmaz, alınırsa da en sonda çiftlerin tünelinde pataklanır.

gelelim oyuna...
öncelikle kızlar oturur ve karşıya erkekler alınır. teklifte bulunacaklar onlardır. öncelikle bir kızı seçerler ve önüne giderler(bazıları el uzatır), ama kız kısmısı bu nazını yapacak.. ilk seferde kabul edilmez çoğu erkek. birkaç sefer gelmesi gerekecektir. ama bazı durumlarda "sona kalan dona kalır" korkusuyla hemen kabul edip işini sağlama alanlar da yok değildir.
çiftler belirlenip eşini seçmeyen kız ve erkek kalınca elde, çift olanlar eller üstte birleştirilerek gelin ve damata yapılan tüneli hazırlarlar ve sona kalanlar buradan hafif bir pataklama seansından sonra geçer..

n+1 durumlarında artık olan erkek ise, tekme tokat girişilir, kız ise sadece kızlar (o da bazıları) biraz vurur, saçını çeker belki de.

teklif götürme sırası kızlara gelince bir öc almadır gider. aynı işlem uygulanır yine.

bazı reddedilme çeşitlemeleri de vardır ki...
"tuvalet arkada!" ya da "zıt tokai!"* gibi cevaplar sinir katsayısını artırır cinstendir.

arkadaşlar arasında kuzen katılması tavsiye edilir bu gibi oyunlarda.

flört etmenin atası sayılan bu oyunda, mahalle çocukları arasındaki fısıltı gazetelerine iyi malzeme çıkar.

ismimi sormadi ismini sormadim

met üst'ün mavra zamanı adlı kitabından...


"sana ve tüm sandıklarıma.."

çok eski zamanlardı... daha kâmil değildim. daha bulamamıştım, bedeli
olacağım sözcük dizimlerini, "halk anlamaz" diyerek kendimi saklıyordum daha.
gece gündüz içiyor, kendimden geçiyordum.

köprüaltı'ndaydım.. köprüaltı'ndaydı.. köprüaltı'ndaydık.. köprü daha
altımızdaydı. az ötemde duruyordum.. az ötede duruyordu. gözlerimdeki hüzün,
"taşra baskısı.." gözlerindeki hüzün, "kızyurdu yalnızlığı.."

- eskiden, tekel birası vardı, dedim.

- efendim.. yoğurt mu dediniz, dedi.

- eskiden, tekel birası vardı dedim. daha dikik ve daha dolu. tamam
birası birazcık kamu arpalar içerirdi lâkin köprü'ye de yakışırdı.

- ha, şimdi amarcord'um.. evet hatırlıyorum.. bi de golden sakız
vardı. içinden artiz resimleri çıkan. en bir çok da ekrem bora.

ben dedim: "yanıma gelsene.. benimle kalsana.. yalnız benim olsana..
(susadıkça ankara gazozu)

o dedi: "gayet mümkün.." (geldi, kaldı, oldu)

ben dedim: "saçlarınız böyle tuhaf, örgülü.. vadideki hayat vardı..
hani dizi.. oradaki kızılderili jim'e benziyor."

o dedi: "ben rudi cordeş'i de severdim.. falkonotti ne adiydi değil
mi.. ramona güzel kızdı.."

ben dedim: "bizim televizyonumuz yoktu.. şimdi acayip bulvar olan bir
aile bahçesinde, çekirdek yiyerek, kaçak dr. kimbıl'ı seyrederdik mahallecek."

o dedi: "biz de televizyonu küçük ev'in büyük kızı meri ingıls'ın kör
olduğu bölümde almıştık."

ben dedim: "beyoğlu civarında şimdi "fast food" ve "atari salonu" olan
her yer, o zaman birahane salonuydu.. değişim en önce beyoğlu ve beyazıt'a
yansıyor bu istanbul'da."

o dedi: "bir çocuk sevmiştim lise'de.. tıpkım eski tarık akan.. hani
yerli filmlerdi.. hani uzun saçları ve renkli gözleri vardı onun.."

ben dedim: "bilmiyorum.. her filminde mutlaka, elmadağ'dan taksim'e
(en azından bir kere) ağır çekimde koşardı.. akabinde o günün en sevilen pop
şarkısı.. kan ve gül.. gül ve diken mesela."

o dedi: "clip'si şarkılardı.. hayatlarımız clip.. ispanyol paça
pantolonlar, fil kulağı yakalı gömlekler, apartman topuklu ayakkabılar, mini
etekler, favoriler ve bıyıklar.. köylü, kentli demeden tüm hanımlar mini etek
giyerdi nerdeyse. on yıl sonra türban vakası patlaması ne garip."

ben dedim: "bu ülke nerelerine yaşıyorsa bunca hayatı.. ezbere
yaşıyor.. çabucak unutuyor.. sıfırın altında belleği.. anılar emeklemiyor."

o dedi: "1 mayıs ve taksim'deki onca insanın yeri.. şimdi her galipli
kupa maçı sonrası, ellerinde bir bayrak, dillerinde slogan, kadınlı erkekli
çıkıp tur atıyorlar.. bayraklar ve sloganlar mı değişti yalnız.. nereden
geliyor bu happening çılgınlık. taksim niye kusmuyor.."

ben dedim: "devrimciliğimiz de biraz yılmaz güney markajı içermiyor
muydu.. erkeglerin hepsi birer yılmaz güney kopyası değil miydi.. kısa saç,
küt bıyıklar.. hepsi onun yadigarı.. kafa olarak da belki onun nûveleri ve
gûveleriydik.. bütünsüz olamayan çok tümsek tam tamlardık.. kendimiz değildik
ki belki de bundan yandık.. bütünü oluşturan birer tek tük değildik.. çoktuk
ama yoktuk.. belki bundan yenildik."

o dedi: "menekşe yeşili'ydi prenses süreya'nın gözleri.. rıza şah
pehlevi'den çocuğu olmuyor diye nasıl da üzülürdük."

ben dedim: "ne hızlı yaşlanmışız.. yaşlandırılmışız değil mi.. haldun
taner yaşımıza gelmeden, haldun taner gibi konuşur olduk.."

o dedi: "çünkü bizim her şeyimiz aşırı toplumsal.. buna kalp mi
dayanır, manda gönünden."

ben dedim: "ne güzel şakıyorsun a bülbül.. uzat alt öperceni, az biraz
öpeyim ufarak."

(öpüştük... öpüştük... öpüştük.. öpüştük..)

- susmak vaktidir dedi. bir arkadaşımın evi var.. kendisi kürt ve
şimdi mülteci isveç'te.

- orada oralım mı oralarımız buralarımızı yâni..

atladık bir taksiye.. bile bile yanlış sokaklara girerekten, bile bile
yanlış caddelere çıkaraktan, bile bile taksicinin teybine bir erkin koray
kaseti koyaraktan, bile bile şimdi apartman olmuş arsalardaki çocukluklarımızı
uzaktan severekten, dediği eve geldik.

o dedi: "ellerin niye bu kadar büyük.."
ben dedim: "seni daha büyük kucaklamak için.."
o dedi: "gözlerin niye böyle büyüdü.."
ben dedim: "seni daha net görebilmek için.."
o dedi: "çükün de hemen kalkmış büyükanne"
ben dedim: "gak, guk.. hatta kem, küm.."

sabaha kadar seviştik.. sabaha kadar ter içtik.. öğlen uyandığımda
yastığın öbür ucu sibirya.. sibirya'ya ilişik bir ufacık not'çuk:

"belki yine, rastlaşırız kimbilir.. belki yine, konuşuruz
çocukluğumuzdan.. belki yine, çıkarken anahtarı su saatinin üzerine bırak..
belki yine, seni çok sevdim.. belki yine, kendine iyi bak, sevgili kimsesiz
çocuk jack"
(seni seven pasaklı sally)

kalktım.. giyindim.. anahtarı su saatinin üzerine bıraktım.. vurdum
aşkşamdan kalma kendimi, bir başka istanbul aşkşamına.. gol oldum.

ismimi sormadı.. ismini sormadım.

"ocak 1992"

hulahop

genelde kız çocuklarının bellerinde çevirerek eğlendikleri, çeşitleri renklere sahip plastik çember.. erkek çocuklar da özenip yapmaya kalkarlar bazen ama genellikle fiyaskoyla sonuçlanır

ece ayhan sozlugu

aşağıdaki adresten metnin tamamına ulaşmak mümkündür:
http://epigraf.fisek.com.tr/index.php?num=974

ut yeri

vücudun gösterilmesi ayıp olan yeri.

kaynak: ece ayhan sözlüğü

bir nedeni yok yalnizca optum

unutamamak konusunda, çok sevmek konusunda abartısız bir söylemi içinde barındırır:
"seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki..."

acı çekerken zaman her daim ağırdan alır.
her yıl, yüzyıla denk düşer.
sevdiği zaman ise, su gibi akıp gider. sanki her sevme, her sevi, unutmazamanı'nı iple çeker.
"başından belliydi en sonu"cudur zaman. acı çektirdiği ölçüde güçlenir.

sevilmek

met üst'ün pazar sevişgenleri'ndeki bir karikatürüne konu olan sevmek eyleminin edilgen hâli..

- insan sevildiğini sandığı için aşık oluyormuş
- beni sanıyor musun?
- sanıyorum.

kurk mantolu madonna

"bir insan bir insana herhalde yeterdi"nin romanıdır/novellasıdır.

"yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesten daha çok, daha kuvvetli yaşadığını, bir ana bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak. ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak.
dünyada bundan daha ferah verici bir şey olabilir miydi?"

sabahattin ali çok söz bırakmaz okura, söyler ve gider.
okur ise, bakakalır gidenin ardından.
ya da raif efendi'nin yaptığı gibi...
şöyle ki:

...
trenin hareket saati gelmişti. bir memur vagon kapısını örtüyordu. maria puder merdiven basamağına atladı, sonra bana eğilerek, yavaş bir sesle, fakat tane tane:
-\"şimdi ben gidiyorum. fakat ne zaman çağırırsan gelirim\" dedi.
evvela ne demek istediğini anlamadım. o da bir an durdu ve ilave etti.:
-\"nereye çağırırsan gelirim!\"
...


raif efendi bu çağrıyı biraz geç algılar. bir fırsatı uçurur biraz ellerinden, avucundan..

"kendisinden daha dün ayrılmış gibi taze bir hasret duydum. kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. bunun sebebi herhalde, 'bu böyle olmayabilirdi! düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır."


en nihayetinde "bunun böyle olmaması lazımdı."nın romanıdır/ağıdıdır biraz da..

between two points

the montoglfier brothers'ın seventeen stars albümünden bir parçası.


broke an early promise
but trust an unknown
fell headlong into the arms
(of the first, that stood me?)

unsteady to steady hard
and took me to a place ı've never been
a place ı've never been since...

stop hoping, it's an early age
stop guessing, it's an early age
start excepting things from day one
another things come and go, too wrong

**just let them walk all over you,
laugh through the punches and the pain
let the life-blood drain away from you,
they're right, you're wrong...

*and you can see in the way they look at you
feeling in the way they treat you
always the last to know
always the first to leave

when sky begins to fall...
to blame all along in you, is yours
(wakes you whether, fever at five?)
the god... in angel gives up the ghost